Ecz. Ahmet Turgay YAŞAR
Diyarbakır Eczacı Odası Başkanı
Son zamanlarda eczacılık camiasında en çok gündeme gelen bir konu olan; devir eczane ile alakalı bir yazı yazmak içimden geldi. Biraz olayların başına dönüp, nereden nereye geldik bir değerlendirelim. 2012 yılında kabul edilen, 2014 yılında yürürlüğe giren yasaya göre; ilçe bazlı 3500 kişiye bir eczane olacak şekilde düzenlenmiştir. O günün şartları itibari ile tüm Avrupa ve dünya ülkelerinde de benzer olan kota sistemi bizim ülkemizde de geçerli oldu. Buna göre o yıldan önce üniversiteye giren öğrencilerin ve yer değiştirmemiş eczacıların bir defaya mahsus olmak üzere istedikleri il veya ilçeye nakil ve devir hakkı verilerek kanun tasarısı onaylanmıştır. Tabii yasanın çıktığı ve yürürlüğe girdiği tarihler arasında birçok devir ve nakil olmuştur, ama bunlarla ilgili net bir bilgi olmadığı için süreçler sadece mahkeme kararı ile değişiklik gösteriyor.
Öncelikle TİTCK bu konuyla ilgili bir düzenleme yaparak muallak durumu ve olası mahkeme masraflarının, devlet tarafından ödenmesinin önüne geçmesi gerektiğini düşünüyorum. O günün koşullarında bir eczacının eczanesini devrederek alacağı ücret, onun emeklilik ikramiyesi olarak tasarlanmıştı. Artan fakülte sayıları ve artırılan kontenjanlar sonucunda bu süreç tıkanma noktasına gelmiştir.
Hali hazırda eczanesi olmayan 8 binin üzerinde işsiz eczacımız var, gelecek 5 yılda ise yaklaşık 15-16 Bin de eklersek, 23 -25 Bin bandında işsiz meslektaşlarımız olması beklenmektedir. Bu konuyla özellikle 2013 sonrası üniversiteye girenler yasanın değiştirilmesi için önemli bir lobisel faaliyetler de bulunmaktadır.
Son zamanlarda özellikle bir odak el tarafından yapıldığını düşündüğüm, yazılı basında bu konuyla ilgili yazılar yazılmaya başladı. Bu gibi durumlarda öncelikle yapılması istenen olaylar için bir zemin hazırlaması gerekmektedir. İlk iş olarak ya kişileri veya meslekleri itibarsızlaştırma söylemleri devreye girmektedir. Devir ücretleri ile ilgili çok sıfırlı spekülatif rakamlar telaffuz edilerek, kamuoyu oluşturmak ilk adımdır. Sonraki aşamada bu durumdan mağdur olan kişiler için güzellemeler yapılır, en son noktada ise istediklerini yaparlar. Muhtemelen de süreç bu şekilde olacaktır ama ne zaman ne şekilde olacağını konjonktür belirleyecektir.
Gelin birazda farklı bir açıdan bakalım; İlk yasa yürürlüğe girdiğinde gerçekten de 3500 kişiye bir eczane düşüyordu. Ama stabil halde bulunan eczacılar, kamudan emekli olan ve doğrudan köy statüsünden mahalle ye geçiş olan yerlerde açılan eczaneler yüzünden bugün 2750 kişiye bir eczaneye gerilemiştir.
Tabii çok yüksek devir ücreti kabul edilemez, sadece zengin insanlarının çocuklarının eczane açabileceği bir ortamın oluşması sosyal adalet açısından sakıncalıdır.
Buna her eczacının karşı çıkacağını ve yüreğinin sıkıştığını tahmin edebiliyorum. Âmâ ortada da bir sorun var, bunu bir şekilde çözmemiz gerekiyor. Eczacılık artık eskisi gibi olmuyor, ekonomik açıdan sürdürülebilir bir durum yok. Dışarıdan görülen ve yıllardır zengin meslek grubu profilinden uzaklaşmış, kredi kullanan, gerektiğinde bir şeyler satan bu mesleği sürdürmeye zar zorda olsa çalışanlar olduk.
3500 nüfus kriteri revize edildiği zaman ne eczanesi olan nede eczane açan iki tarafında da mutlu olmayacağı bir durum yaratılacaktır.
Şu anda Türkiye’de ki bir numaralı eczacılık sorunu istihdamdır. Bunu için tüm bileşenlerin bu işe kafa patlaması gerekiyor, Eczacılık fakültesinden başlayarak bu gençleri geleceğe hazırlamak, 29 farklı eczacılık alanında iş bulabilmeleri sağlamak, sanayinin ve dağıtım kanallarının daha çok Anadolu’ya Eczacılık, fakültesi olan bölgelere kaydırılması. İlaçların bulunması ve son noktada hastaya sunulmasındaki tüm aşamalarda sadece be sadece ECZACI’ların çalışması gerektiğini düşünüyorum.
Olası bir değişiklik düzenlenmesi yani 3500 nüfus kriteri azaltılması sadece kısa bir pansuman olacak ve meslekte kaos olacak.
Bekleyip göreceğiz ama bu durumları yaşadığımız zaman ilk istediğimiz yeşil pasaport olacaksa, daha rahat vize almak veya vizesiz ortamı sağlamak önceliğimiz olduğunu gösterip, gittiğimiz yerlerde atılan storylerde Christian Lobotın ayakkabılarımızı giyip, üşümeyelim diye Montclaır montlarımıza sarılıp, gezdiğimiz Avrupa başkentlerinin akşamlarında, Partagus purosu eşliğinde Glenallachine viskisini yudumlamak bize pahalıya patlar.
Son söz ben ruhsatımı devir eder miyim düşünmeme rağmen, şu fikre sahip olurum. Bir insanın tüm geleceğini ve gelecekte bu mesleği yapıp yapamayacağını bir ücret karşılığında satmasını ve buna bir fiyat biçmesini bir türlü kafama oturmadı. Yıllarca emek verdim, okudum ve çalıştım. Sonuçta bu yüksek enflasyonda birkaç sene sonra pul olacak bir rakama razı olmak bana çok rasyonel gelmiyor. Ama hayat bu kime neyi ne zaman göstereceğini bilemiyorum umarım başıma gelmez…