Uzm. Ecz. Ayşe Arık Kıvanç

Yapay Zekâ Varken Eczacıya Ne Gerek Var?
Tehdit Nerede, Güç Nerede?

Yapay zekâ (YZ), ezber bozan bir hızla hayatımıza girdi. Yapay Zekaya biraz aşina olan herkes hastalığını ya da kullandığı ilaçları anlatıp, bilgiyi de eczacıdan teyit ettirmeye geliyor. Biraz daha detaylı bilgi istersek, bir ilacın endikasyonundan yan etkilerine, etkileşimlerinden doz ayarlamalarına kadar pek çok bilgiyi YZ sistemlerinden saniyeler içinde alabiliyoruz.

Hatta hastanın reçetesini yükleyip “Nasıl kullanmalı?” diye sorduğumuzda, bizim için bile oldukça tatmin edici yanıtlar geliyor. Bu tablo doğal olarak şu soruyu gündeme getiriyor:

Eğer bilgi bu kadar erişilebilirse, eczacıya neden ihtiyaç olsun?”

Bu sorunun yanıtı net ama kritik bir ayrımda yatıyor:

Yapay zekâ bilgi üretir; eczacı ise klinik sorumluluk alır.

YZ, ilaca dair PROSPEKTÜS bilgilerini söyler. Eczacı ise “Bu bilgi bu hasta için ne anlama geliyor?” sorusunu yanıtlar.

Klinik bakış açısı, hasta davranışı, uyum sorunları, eşlik eden hastalıklar, gebelik, yaşlılık, çoklu ilaç kullanımı gibi değişkenler hâlâ insan muhakemesi gerektirir.

Ayrıca yapay zeka teorik olarak hiç eksik olmadan bilgi verse bile, insanların duygusal bağları, karşısındaki eczacıya duyduğu güvenin iyileşme üstündeki etkisini ya da sohbet esnasında kullanımı ile ilgili yaptığı hatayı fark eden insan gücünün yerini alamayacaktır.

Peki İnsanlar Neden Hâlâ Eczacıya İhtiyaç Duyacak?

Çünkü gerçek hayatta ilaçla ilgili sorunların büyük bölümü prospektüs bilgisinin eksikliğinden değil; yanlış kullanım, korku, yanlış yorumlama, geç fark edilen advers etkiler ve uyumsuzluktan kaynaklanır.

YZ bir yan etkiyi listeler; ama hangisinin “beklenebilir”, hangisinin “alarm bulgusu” olduğunu ayırt edemeyebilir.  

En önemlisi ise:

YZ’nin verdiği bilginin hukuki ve etik bir sorumluluğu yoktur.

Eczacı ise verdiği her yönlendirmenin sonuçlarından sorumludur.

Hastalar aslında sadece ilacı değil; belirsizlik anında güvenebilecekleri bir uzmanı arar.

İlk etapta korkulan bu süreçte, artık bilişim çevrelerince şu konu gündemde; YZ’nin sağlık profesyonellerinin yerini almak yerine, onların kararlarını güçlendiren bir araç (augmentation) olduğunu vurgulamaktadır.

Bilimsel veriler eczacılık mesleğinin YZ karşısında yüksek riskli bir grup görünse de , OECD ve Pew Research Center analizleri eczacıları değil;

eczane teknisyenliği,

lojistik,

stok,

reçete karşılama ve kontrol

ve rutin operasyonel görevleri daha yüksek risk grubunda tanımlamaktadır.

Yani risk mesleğin kendisinde değil, mesleğin hangi yüzünü öne çıkardığımızdadır.

Türkiye Eczacılığı Açısından Durum Nerede?

Türkiye’de eczacılık zaten uzun süredir dijitalleşmenin içinde. E-reçete, MEDULA, e-Nabız gibi sistemler; eczacıyı bilgiye erişim açısından güçlendirdi ancak aynı zamanda mesleği yüksek derecede standartlaştırdı. Bu standartlaşma, eczacının klinik rolünü genişletmediği sürece onu maalesef yalnızca “sistemin bir parçası” haline getirme riski taşıyor.

Türkiye’de asıl kırılgan nokta, eczacılığın hâlâ büyük ölçüde ürün temelli ve geri ödeme odaklı bir yapı içinde kalmasıdır.

Yapay zekâ bu yapıyı daha da hızlandırırken; danışmanlık, klinik değerlendirme ve hasta izlemine dayalı, majistral alanı güçlü ve kişiye özel tedavileri planlayan eczacılık modellerini zorunlu olarak gündeme getirecektir.

Bu nedenle Türkiye’de risk, Yapay Zeka’dan çok değişime dirençtir.

Değişim Tarafında Ne Yapmalıyız?

Eczacılar İçin Net Yol Haritası

Yapay zekâ çağında güçlü kalmak için eczacılığın dönüşmesi kaçınılmazdır:

  • Bilgi aktaran değil, klinik rehberlik eden eczacı olmak

Prospektüs tekrarından çıkıp “bu hasta için risk–fayda değerlendirmesi” yapabilen role geçmek.

  • YZ’yi rakip değil, karar destek aracı olarak kullanmak

Etkileşim taraması, risk sinyali yakalama, farmakovijilans bildirimlerinde YZ’den aktif yararlanmak.

  • Polifarmasi ve kronik hastalık yönetimini sahiplenmek

Yaşlı, çoklu ilaç kullanan ve kırılgan hasta gruplarında eczacının vazgeçilmez rolünü görünür kılmak.

  • Hasta uyumu ve davranışını merkeze almak

“İlacı aldı mı?” değil, “doğru kullandı mı, neden zorlanıyor?” sorusunu sormak. Hastanın uyuncu için doğru bir danışmanlıktan faydalanmak

  • YZ okuryazarlığı geliştirmek

Yapay zekânın sınırlarını, hataya açık noktalarını ve yanlış güven hissini tanımak. Bilgiyi, profesyonel bir gözle denetlemek.

  • Mesleki savunuculuk ve mevzuat tarafında aktif olmak

Klinik eczacılık hizmetlerinin tanımlanması ve görünür hale gelmesi için meslek örgütleriyle birlikte hareket etmek.

Sonuç

Mesleğin içinden, kitabın ortasından şunu söyleyebilirim. Bunca derdin içinde bir de yapay zekayı mı düşünelim dediğinizi duyar gibiyim. Çok da haklısınız aslında.  Eczane ekonomileri sallantıda, iskontolar, ilaç yokları, zorlu sağlık hizmetleri, internetle rekabet, eczacı enflasyonu daha bir sürü sorunla boğuşuyoruz her gün. Ama unutmamak zorunda olduğumuz bir gerçek daha var, bu mesleği geleceğe taşımak için bugün adım atmak zorunda olan kişiler bizleriz.  Erteledikçe mesleğimizin içinin boşaldığına şahit olacağız.

Size bir iyi bir de kötü haberim var aslında:

İyi haber: Yapay zekâ eczacılığı bitirmiyor. Ama sadece ürün veren, reçete karşılayan, klinik deneyimini konuşturmayan eczacılığı zorluyor.

Kötü Haber ise: Türk Eczacıları’na eğer rutin operasyonel görevlerin mesleği olmaya devam edecekseniz, tünelin ucu karanlık diyor.

Çünkü gelecek, teknoloji ile birlikte klinik değer üreten eczacının olacak.

Aslında Sorumuz “Yapay zekâ eczacının yerini alır mı?” değil.

Asıl soru şu: “Biz Eczacılar, yapay zekânın açtığı bu yeni alana girer miyiz?”



Dosya

Özgür Köşe

Dünyada Eczacılık

Sektörel Bakış

Çepeçevre

Kültür Sanat