Ecz. Aykut Kurşun
Ecz. İlke Tunalı Şener
Tarih boyunca birçok medeniyet gökyüzü araştırmaları, gözlemleri ve kuramları geliştirmiştir. Antik Mısır’da ve Mezopotamya’da optik çalışmaları yapılmış, Yunan ve Hint filozofları tarafından ışık ve vizyon teorileri oluşturulmuştur. Romalılar çok eski yıllardan itibaren bir prizmanın gökkuşağı renklerini oluşturabildiğini biliyorlardı. Bilimsel yöntemleri ilk kez belirleyen ve modern optiğin gelişmesini sağlayan İbnü'l-Heysem 1000’li yıllarda ışığın bir nesneden yansıdığını, sonra gözlere geldiğini ve böylece görüntünün gerçekleştiğini ilk açıklayan kişiydi.
1666 yılında Isaac Newton optik bilimi deneylerine (1666-1672) başladı. Newton'un deneyleri beyaz ışığın bir prizma yoluyla bileşen renklerine ayrılabileceğini ve bu bileşenlerin tekrar beyaz ışığı meydana getirmek üzere bir araya getirilebileceğini gösterdi. Newton, prizmanın renkleri açığa vurmadığını veya meydana getirmediğini ama beyaz ışığı bileşenlerine ayırdığını ispatladı.
O ana kadar herkes sanıyordu ki, beyaz ışık saftır, yalındır, içinde hiçbir şey yoktur. Newton'un prizmasından çıkan şey ise herkesi şaşırttı: Kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi, lacivert, mor renkler… Gökkuşağının tüm renkleri tek bir ışıktan çıkıyordu. Ve o yedi renk, ikinci bir prizmadan ters yönde geçirilince tekrar beyaza dönüyordu. Yani beyaz hem başlangıç hem de sondu bir bakıma…
Hekimlik ve eczacılık başladığında beyaz önlük kullanılmıyordu. Hatta tıbbın modernleştiği 19. yüzyıl ortalarına kadar doktorlar genellikle siyah giyerdi. Bu hem resmiyet hem de hastalıkla ilişkilendirilen “ciddiyet” algısını yansıtıyordu. Ancak bilimsel tıbbın yükselişiyle birlikte işler değişti. Louis Pasteur ve Robert Koch gibi bilim insanlarının çalışmaları sayesinde, hastalıkların görünmez mikroorganizmalarla yayıldığı anlaşılınca (Mikrop Teorisi) hijyen ve sterilite önem kazandı.
Beyaz renk temizliği ve saflığı simgelediği, üzerine bulaşan kir veya leke hemen fark edilebildiği için hijyen kontrolü kolaylaştı. Eczaneler özellikle 20. yüzyıl başlarında (1880-1920) daha sistematik ve bilimsel üretim-dağıtım merkezlerine dönüşürken, beyaz önlük de mesleğin standart bir parçası haline geldi.
Türkiye’de eczacıların beyaz önlük giymesi, modern tıbbın kurumsallaşmasıyla birlikte yavaş yavaş yerleşti. Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane ve onun bünyesindeki eczacılık eğitimi (1839) ile laboratuvar kültürü gelişmeye başladı, eğitim ortamlarında ve bazı modern eczanelerde beyaz önlük kullanılmaya başlandı. Cumhuriyet’le beraber sağlık alanında düzenlemeler artarken eczacılık da daha disiplinli bir meslek haline geldi. 1928 yılından itibaren eczacılar örgütlenmeye başladılar ve 1956 yılında Türk Eczacıları Birliği kuruldu. Bu da mesleki standartların oluşmasına katkı sağladı. Ve beyaz önlük, eczacının adeta “resmi üniforması” haline geldi. Beyaz önlük aynı zamanda “güven” ve “bilimsel otorite” mesajı verdiği için hastaların eczacıya bakışını da şekillendiren önemli bir unsur haline geldi.
Sağlık Bakanlığı tarafından 10 Ekim 2025 tarihinde yayımlanan Kurumsal Kimlik Kılavuzu’nda kamu eczacılarının beyaz önlük giyme hakkı ellerinden alınmaya çalışıldı. Meslek birliğimizin bu konuda bir açıklaması olmuştu:
“Beyaz önlük, eczacılık mesleğinin bilimselliğini ön plana çıkaran, etik güvenilirliği, tarafsızlığı ve halk sağlığına olan bağlılığını temsil eden evrensel bir simgedir. Eczacılar, hastanelerde ilaç tedariki, danışmanlık ve tedavi süreçlerinde çok önemli görevler üstlenirken, hak etmedikleri bu tür düzenlemeler meslektaşlarımızın motivasyonlarını düşürmektedir. Eczacılar, ilaç tedavisinin bilimsel güvencesi ve ilaç güvenliliğinin teminatıdır. Beyaz önlük, bu onurlu görevin sessiz ama güçlü sembolüdür.”
Bu konudan dolayı kamu eczacılarının beyaz önlük giymesi gerekliliğine dair davalar açıldı. 8 Mayıs 2026 tarihinde Eczacı-Sen’in açtığı davada Danıştay yürütmeyi durdurma kararı verdi. Umarım mahkeme hassasiyetimizin farkına varır ve biz eczacılar lehine karar verir.
“Beyaz önlük” içinde birçok şey barındırıyor. İnsanın kim olduğunu gerçekte görebilmesi için, baskıyla, zorlukla ya da bir sorunla karşılaşması gerekiyor. O an içindeki renkler görünür hale geliyor. Yani insan için Newton’un prizması, bazen iş dönüşü yorgun bir akşam; bazen trafikte önünü kesen bir araba; bazen haksız bir eleştiri oluyor. İnsanın tavrı ve verdiği tepki gerçekte kim olduğunu ortaya çıkarıyor.
Beyaz, saflığı ve temizliği temsil eder. Ama aynı zamanda bir sınavdır. “Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu, birinciliği beyaza verdiler” sözünü bilirsiniz. Çünkü beyaz dürüsttür, üzerindeki her şeyi gösterir. Gri renkli bir gömlekte görünmeyen kirler, beyaz gömlekte hemen görünür. Beyaz renk kirini saklayamaz, kendini ele verir. Bu yüzden beyaz, giyilmesi en zor renktir. Sadece saflık ve temizlik temsiliyetini sağlamaz, kendi kirini görebilmesi için insanı sınava sokar. Beyazın sınavı da budur: İçindeki tüm renkleri görebiliyor musun?
Bir insanın hayatında beyaz önlük giymesi demek, kirini saklayamayacağı bir hayat ve meslek sürmeye dikkat etmek demek. Söyledikleriyle yaptıklarının tutması demek. Işıkta ne yapıyorsa, karanlıkta da onu yapıyor olması demek. Ve beyazı seçmek kolay değil, çünkü beyaz her lekeyi gösteriyor. Bu sınav, önlüğü çıkarınca bitmiyor. Evde, sokakta, sosyal ortamlarda da devam ediyor.
İşte bütün bu nedenlerden dolayı beyaz önlük sadece bir meslek kıyafeti değildir. Aynı zamanda mesleğimizin köklerinden gelen bir mirastır. Bilimin, değerlerin, etik duruşun, halka karşı sorumluluğun somut sembolüdür. Önce insan sağlığını düşünme, doğruluktan sapmama ve şeffaflıkla hareket etme sözüdür. Beyaz Önlük sürekli arınma ve gelişme yolculuğu içinde olma halidir…
Tüm meslektaşlarımıza beyaz önlüklü bir yaşam diliyoruz. 14 Mayıs Bilimsel Eczacılık Günü kutlu olsun…