Av. Ecz. Serhat Salim AKTAŞ
Eczacılık, artık zengin çocuklarının seçeceği meslek mi olacak? Ya da eczacı anne-babanın çocukları tarafından mı tercih edilecek?
Yayınlanan tablolardan öğreniyoruz ki, Eczacılık Fakültelerinde şu anda okuyan öğrenci sayısı 25 bin civarındadır. En geç 5 yıl içinde 25 bin yeni meslektaşımız olacak. Ondan sonra gelecekler hariç. Buna hazır olmadığımız kesindir. Kamu otoritesi hazır değil, eczacı örgütleri hazır değil. Türkiye hazır değil. Zeki gençlerin,5 yıllık zor bir eğitimden sonra işsiz kalmaları gündemdedir.
2012 yılında yasada değişiklik yapılırken, sevinç çığlıkları içeren fotoğraflar hafızamda. Ardından, neredeyse her üniversiteye bir Eczacılık Fakültesi açılması yaklaşımlı politikalar, buna seyirci kalınması sürecini izledik.
Şimdi, eğri oturup, doğru konuşma zamanı;
2013 sonrası Eczacılık Fakültesine giren ve 2018 yılında mezun olan meslektaşlar ile birlikte “Yardımcı Eczacılık” ucube uygulaması, devir ücretleri, bu alandaki boşluktan kendilerine alan bulan üçkağıtçı simsarlar ortaya çıkmaya başladı. Hiç arzulanmayan, meslektaşlar arası barış ikliminde bozulmaları başladı. Eczane açamayan, açsa da devredemeyen, adeta yeni nesil kalfa olmaları beklenen genç eczacılar için hayat iyice zordaydı. EYS de boş yerler azalıyordu, az kalan kontenjanlara da daha önce eczanesini satan ama hala puanı yeni mezunlardan yüksek olan “yetenekli” eczacılar başvuruyordu. Ailesi zengin değil ise annesi ya da babası eczacı değil ise işsiz kalma ve kendini değersiz hissetme daha kötüsü kendini Eczacılık ailesine, örgütüne ait hissetmeme duygusunu taşıyan meslektaşlarımızın sayısı artmaktaydı. Sadece seçim dönemlerine yakın, hamaset içeren yaklaşımlar dışında, sorunları ile ilgilenilmeyen, sorunları yıllar geçtikçe kartopu gibi büyüyen bir kitle oluşmaktaydı. Şimdi duvara çarptık ya da yüzümüze ayna tutuldu.
Mesleğimizin genel ve yakıcı sorunlarının yanında, genç meslektaşlar sorunu alev gibi yakıyor. Genç eczacılar, Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı olarak; hak kayıpları yaşıyor. Eczacı Odalarının ve Türk Eczacıları Birliğinin kendilerini yeterince temsil etmediğini düşünüyor. İstihdam sorunu yaşıyor, devir ücretleri ve çalışma koşullarının adaletsizliğinden, şeffaf olmamasından yakınıyor.
Tam da bu sırada bir yasa tasarısı gündeme düştü. Gerçek mi, şaka mı diye bakarken gündemdeki yerini aldı ve meslek örgütümüz gündemine almak durumunda kaldı.
Net olarak söylemek gerekir ki; taslak, tasarı, teklif adı her ne ise, masa başında hazırlanan bu metin, sorunlarımızı çözmekten uzaktır. Gençlerin gündemdeki sorunlarına da merhem olamaz kanaatindeyim.
İnternetten ilaç satışı, olmaz, olamaz. Kendimizi, sağlık danışmanlığı kimliğimizi reddetmiş oluruz. Birçoğu aslında ilaç olan ancak Gıda Takviyesi ruhsatlı ürünlerin Hekim ve Eczacı danışmanlığında ve sadece eczanelerden sunulmasını savunurken bu olmaz.
3500 kişi kotasının 3000 e düşmesi, bilimsel bir araştırma sonucu değil ise, manasızdır ve çözüm getirmez. En fazla 3-4 bin yeni eczane açılır onlarda yaşama savaşı verirler. Etik ve deontolojik sorunlar artar. Çözüm değildir.
Eczacı-Eczacı ortaklığı kulağa hoş gelse de, ülkemizdeki eczane yapısı birden fazla eczacıyı geçindirmeye uygun değildir. Sizleri rakamlara boğmak istemem ancak belki ilk bin eczane hariç kalan eczaneler birden fazla eczacı ile olmaz. Ayrıca bu Ticaret Hukuku bakımından farklı sorunlar doğurabilir. Ortaklardan birinin iflası halinde bir banka eczaneye ortak olabilir mesela. Burada anlatmak istemediğim çok fazla sorun gündeme gelebilir. Eczanenin sahip ve mesul müdürü eczacıdır, idealimiz ortadan kalkar ve zincir için alt yapı oluşur.
EYS de kura yöntemine katılıyorum. Belli bir yaşın üstündeki meslektaşlarımızın “Eczacı” istihdam zorunluluğuna katılıyorum. Bunlar benim şahsi görüşlerimdir. Ancak nasıl yeni meslektaşlara iş bulmak zorunda isek, deneyimli meslektaşlarımıza da onurlu bir emeklilik planı sunmalıyız. Eczaneyi devret ve 20bin TL bağkur maaşı ile geçinebilirsen geçin, demek doğru değildir. Söz açılmış iken, buna çözüm olarak yardımlaşma sandığı değil, BES önermişti 10 sene önceki TEB yönetimi. Bu doğru değildi olmadığı da anlaşıldı. Yardımlaşma Sandığı başarısız olmuştur. BES herkesin kendisinin yapabileceği bir iştir. Bunun için TEB’e ihtiyaç yoktur.
Bizim o yıllarda önerimiz; Yurt Dışı İlaç birimi ve TEB şirketlerinin net karınının yarısının aktarılması idi. O zaman sözümüz dinlenmemişti. Şimdi üzerinde konuşulabilir.
Bu süreçte, eczacı kamuoyunun çoğunluğunun oy ve desteğini alan şimdiki TEB Merkez Heyetinden beklentiler fazladır. Sorumluluk alarak, sorunlara neşter vurmalarını bekliyoruz. Geç olmadan.
“Kurtuluş yok tek başına; ya hep beraber ya hiçbirimiz" Bertolt Brecht