Bazen Vazgeçmek Gerekir
Bir Kızılderili atasözü der ki "Atınız ölmüşse, artık inme vakti gelmiştir."
İçiniz ürperdi bu nasıl söz dediniz değil mi? Oysa şöyle bir düşünün günlük hayatta ya da iş hayatında atımız ölse de üzerinden inmiyoruz. Öyle ki buna bir isim bile verilmiş: "Ölü At Teorisi." Bu teori hepimizin zaman zaman düştüğü bir tuzağı hatırlatıyor.
“Bindiğiniz at öldüyse, en mantıklı olanı inmektir.”
Ölü At Teorisi (Dead Horse Theory), iş dünyasında ve liderlikte kullanılan bir metafordur.
Bir organizasyonda işe yaramayan bir stratejiye veya sürece bağlı kalmanın faydasız olduğunu anlatır.
Eğer bir at öldüyse, onu kamçılayarak tekrar canlanmasını beklemek doğru mu? Olması gereken ata veda edip yola devam etmektir değil mi? Ancak iş dünyasında ve hatta günlük hayatımızda, bazen bu ölü atlara sıkı sıkıya tutunuruz. Neden mi? Çünkü ona zaten çok emek verdik, onu terk etmek zor geliyor, ya da değişimden korkuyoruz.
İşte iş dünyasında “ölü at teorisi” tam da bunu anlatıyor. Verimliliğini yitirmiş, artık işe yaramayan projelere, stratejilere veya süreçlere takılıp kalmak… Bu sadece zaman ve enerji kaybına neden olur. O zaman ne yapmalı?
Enerjinizi ve kaynaklarınızı daha verimli kullanabileceğiniz yeni yollar arayabilirsiniz.
Şimdi çevrenize bir bakın. İnsanların, şirketlerin ölü attan vazgeçmemekte direndiklerini göreceksiniz. Bu gözlemlerin ardından bir de kendi yaşam alanınıza bakın. Bakalım sizin bindiğiniz atlar ayakta mı?
Kabul etmem gerekirse emek verdiğin, maddi ve manevi yatırım yaptığım işler ve insanlar söz konusu olduğunda “ata ölü teşhisi” koymak öyle kolay değil.
Ölü at teorisi sayesinde değerlendirme yapmak bazen bizi güvenli alanımızdan çıkmaya ve yeniliklere açık olmaya davet eder. Değişim birçok noktada korkutucu olabilir ama aynı zamanda büyümenin ve gelişmenin de anahtarıdır.