Temel cuma günü namaz öncesi vaazı dinliyormuş.
Alışılageldiği üzere vaazın sonunda hoca cemaate caminin masraflarının çok olduğunu, her ay giderek daha da çok açık verdiklerini, artan masrafları da uzun uzadıya sıralayarak anlatmış, toplanan paranın azlığından şikayet etmiş ve cemaatin yardım duygusunu kabartmak için lafın bir yerinde “zarar ettiklerini” ifade etmiş.
Her hafta vaazın sonundaki bu para isteme seremonisinden bunalan ve “zarar ettik” ifadesini duyan Temel “Zarar ediysa camiyi kapatalum daaa” demiş ya, işte o hesap;
Senelerdir yetkililere zarar ettiğimizi, giderek artan masraflar karşısında eczacıların dayanma gücünün kalmadığını ifade ettiğimizde, Temel’in cami hocasına verdiği cevap gibi; “Kapanandan fazla eczane açılıyor” ve hemen akabinde de “Eczaneler zarar etse bu kadar eczane mi açılır?” gibi aslında üstü kapalı bir şekilde “Zarar ediyorsanız kapatın gidin o zaman kardeşim(!)” tarzı bir cevap verdiklerini biliyoruz.
Ama toplumsal hizmet alanları modern toplumlarda kaderine terk edilmez; dolayısıyla da zarar ediyor diye ne cami kapatılır ne okul ne de eczane…
Ancak; manevi yönü sözüm ona kuvvetli bir toplum olmamıza rağmen bizde nedense somut alanlarda yapılan harcamalar özellikle inşaat alanında yapılan harcamalar “yatırım” olarak adlandırılır, fakat insana yapılan harcama yatırım değil de bir masraf olarak adlandırılır ve bütçede gider kalemi olarak sınıflandırılır: “Eğitim gideri” “Sağlık gideri” gibi. Devletlerin bu harcamalarda doğrudan kar elde etmesi beklenmez gerekmez de…Çünkü bu harcamalar devletin devamlılığını sağlar
Halka hizmetin önemli bir ayağı olan sağlıklı bir toplumun inşasında çalışan çarkın içinde devletler serbest eczaneler üzerinden ilaç ve eczacılık hizmetini alırlar. Eczacıların ise devletlerin aksine masraflarını karşılayıp yaptığı işten dolayı bir kar elde etmesi, sağlıklı bir işletme olması gereklidir.
Devlet yatırım yapar, doğrudan kar elde etmez, eczaneler ise kar elde eder, süreklilik sağlar, katma değerli hizmet üretir.
Çoğu ülkenin aksine bizde son yıllarda eczacılar kar elde etmek bir yana, bir işletmenin işletme giderleri ile karının eşit olduğu varsayılan “Başa baş” noktasının bile altındalar.
Anlaşılır olması için, bakkal hesabı basitliğiyle anlatayım;
2024 yılında 100 lira masrafı olan bir eczanenin 2025 yılındaki masrafı yaklaşık 150 lira oldu.
2024 yılında 100 lira kar elde eden eczanenin 2025 yılındaki karı yaklaşık 125 lira oldu.
Yani; öncesini bir kenara koysak bile 2025 yılından itibaren tüm eczaneler ciddi bir ekonomik kriz içindeler.
Kitabın en orta yerinden konuşacağım;
Bu sefer gerçekten hep beraber uzun ve karanlık bir yolculuğa çıkmış durumdayız. Tünelin ucu da maalesef aydınlığa çıkmıyor…
…
Biz bu haldeyiz de sektörün diğer paydaşları ne alemde derseniz, sadece bir dağıtım kuruluşunun bilançosuna baktım, net karı 2025 yılında eksi, yani zarar. Cirosu artmış, iş yükü artmış, masrafları da artmış ama karı artmamış, aksine eksiye düşmüş.
Türk ilaç sektörü tarihinde bir ilk; herkes zararda!!!
…
Sektörün dağıtım ağı ve eczane tarafı yoğun bakımlık olmuş durumda ama hala ayakta durmaya çabalıyor.
“Niye kapatmıyorsunuz, kapatın gidin” demek kolay gelebilir hayatı boyunca iki simit satmamış, ticaretin nasıl işlediğinden haberi olmayanlara. Şöyle söyleyeyim;
Kapatmanın maliyeti ayakta tutmaya çalışmanın maliyetinden yüksek de onun için kimse kapatamıyor. Onun için herkes borç harç, krediyle falan eczaneye sermaye enjekte ediyor.
Ama bu sürekli kan kaybeden yoğun bakımdaki hastaya kanamayı durdurmadan her gün bir iki ünite kan vermek gibi bir şey.
Ancak aranan kan bu değil!
…
Eczaneler kapanmasın, eczaneleri kapatmayalım tamam ama gerekli düzenlemeleri yapın ki kapanmayalım…
Hadi bizi ve normal vatandaşı boş verin, sizin ve sevdiklerinizin kesintisiz ilaç ve eczacılık hizmetinin devamı için;
*Ekonomik gerçekliğe aykırı İFK’yı güncel ekonomik duruma uygun hale getirin, kar baremlerini sürdürülebilirliği sağlayacak hale getirin ki ilaç yokları sorunu ortadan kalksın, yeni tedavi modeli ilaçlar ülkemize gelsin.
*Majistral dahil, alınamayan fiyat farklarını alınır hale getirin, geri ödemeyi sabit tutacağız diye bu farkları da irrasyonel seviyede tutmayın ki bu ilaçlar da yetim hale düşmesin.
*Ruh sağlığımızı bozan Medula Kesintilerine kalıcı bir çözüm bulun. (Her ay “Nasıl çok güzel çalışıyor değil mi” diye zoraki yaptırılan anketle çok güzel çalışmıyor maalesef)
*Bir çay ve bir simit alınamayacak fiyatlarda olan ilaçlar için bir formül bulun. (Gece nöbetinde saat 3 civarı sürekli kullandığı ilacını bu sefer yazdırmadan almaya gelen bir hasta “77 liraya ilaç mı olur, ayıp olmasın birkaç bir şey daha alayım” diyerek ıtriyat alışverişi yaptı. Utanayım mı, üzüleyim mi bilemedim.)
*Taksi esnafının bile asgari bir kazanç sınırı var, bize de asgari bir kutu başı meslek hakkı tanımlayalım.
Bunları biz yapamayız demeyin, yoksa yine Türk ilaç sektörü tarihinde bir ilk olarak size de birileri “Masanızı toplayın, kapınızı da kapatın gidin o zaman” der.
Amman diyeyim: Ne biz yanalım ne de siz!
…
Ecz. Kadir Sedat Sofugil
basareczanesi@gmail.com