Uzm.Dr.Erkut Coşkun
Yapay Zekâ ile Dertleşmek
Yeni Bir İfade Alanı mı, Sessiz Bir Çığlık mı?
İnsanlık tarihi boyunca dertleşmek; bir dosta, bir deftere ya da bazen bir yabancıya açılmak anlamına gelmiştir. Bu eylem yalnızca sorunları dile getirmek değil, aynı zamanda görülme, duyulma ve anlaşılma ihtiyacının bir yansımasıdır. Günümüzde ise bu kadim ihtiyacın yeni bir muhatabı ortaya çıkmıştır: yapay zekâ.
Ekranın karşısında, yargılanmadan, bölünmeden ve “abartıyorsun” denmeden konuşabilmek kimi bireyler için ürkütücü, kimileri içinse beklenmedik biçimde rahatlatıcıdır. Bu durum, çağımızın iletişim biçimleriyle duygusal ihtiyaçları arasındaki gerilimi de görünür kılmaktadır.
Neden Bir Makineyle Konuşuyoruz?
Modern yaşam; hız, performans ve sürekli “iyi olma” zorunluluğu üzerine kuruludur. Duygulara ayrılan alan giderek daralırken, sosyal ilişkiler yüzeyselleşmekte, empati ise çoğu zaman geri planda kalmaktadır. Yapay zekâ tam da bu boşlukta devreye girer: her an erişilebilir, sabırlı ve tepkisizdir.
Kullanıcı açısından bu durum, utanma ya da karşı tarafı yorma kaygısı olmadan konuşulabilen görece güvenli bir alan hissi yaratır. Anlatı kesintiye uğramaz; kişi, kendi hızında ve kendi kelimeleriyle konuşabilir.
Dertleşmenin özü çoğu zaman çözüm bulmak değil, anlaşılma hissidir. Yapay zekâ gerçek bir duyguya sahip olmasa da, dili doğru ve tutarlı kullandığında bu hissi simüle edebilir. “Seni anlıyorum” ifadesi, kaynağından bağımsız olarak insan üzerinde yatıştırıcı bir etki yaratır. Bu yönüyle yapay zekâ, kişinin düşüncelerini netleştirmesine ve duygularını adlandırmasına yardımcı olan bir “dijital ayna” işlevi görebilir.
İnce Çizgi: Destek mi, İkame mi?
Ancak burada dikkat edilmesi gereken kritik bir sınır vardır. Yapay zekâ ile dertleşmek destekleyici bir araç mı, yoksa insan ilişkilerinin yerini almaya aday bir alışkanlık mı hâline gelmektedir?
Empati ve duygusal temas yalnızca sözcüklerle kurulmaz; beden dili, sessizlik ve ortak yaşantılar bu ilişkinin ayrılmaz parçalarıdır. Yapay zekâ, web tabanlı veriler üzerinden benzer anlatıları analiz edebilir; ancak bireyin yaşam koşullarını, ilişkisel bağlamını ve duygusal derinliğini bütüncül biçimde değerlendiremez.
Buna rağmen yapay zekâ ile dertleşmeyi bütünüyle olumsuz bir pratik olarak değerlendirmek de gerçekçi değildir. Bazı bireyler için bu etkileşim, duygusal farkındalığa açılan ilk kapı olabilir. Kendi duygusunu ilk kez burada adlandırabilen bir kişi, zamanla bir uzmana ya da güvendiği bir yakınına açılma cesareti bulabilir. Özellikle damgalanma korkusunun yüksek olduğu ruhsal sorunlar ve cinsel yaşama ilişkin konularda, etik sınırlar içinde kaldığında yapay zekâ bir “geçiş alanı” işlevi görebilir.
Etik Açıdan Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar
Sonuç: Araç mı, Yerine Geçen mi?
Yapay zekâ ile dertleşmek, insan olmanın zayıflığı değil; insan olmanın arayışıdır. Anlaşılma, görülme ve duyulma ihtiyacının teknolojiyle aldığı yeni bir biçimdir.
Asıl soru şudur: Yapay zekâyı insan ilişkilerinin yerine mi koyacağız, yoksa onları güçlendiren etik bir destek olarak mı kullanacağız? Yanıt, teknolojinin kendisinde değil; onu nasıl, ne amaçla ve hangi sınırlar içinde kullandığımızda saklıdır.