Ecz. Alper Pehlivanlı

Türk Eczacıları Birliği’nin 70. Yılında Temsil, Demokrasi ve Kurumsal Yapı Üzerine Düşünceler

02 Şubat 1956 tarihinde 6643 sayılı Kanun ile kurulan Türk Eczacıları Birliği, yetmişinci yılını geride bırakırken; eczacılık mesleğinin kamusal niteliğinin korunmasında ve küresel sermayenin meslek üzerindeki etkisinin önlenmesinde tarihsel bir rol üstlenmenin haklı gururunu taşımaktadır.

Anayasa’nın 135. maddesi kapsamında kamu kurumu niteliğinde bir meslek örgütü olan Birliğimiz, eczacıların mesleki haklarını korumanın yanı sıra toplum sağlığını önceleyen etik ve bilimsel bir sorumluluk da taşımaktadır. Bu sorumluluğun sürdürülebilirliği ise kurumsal yapı ve mevzuatın, geleceğe ne ölçüde hazır olduğunun tartışılmasıyla mümkündür.

Türk Eczacıları Birliği’nin hukuki temelini oluşturan 6643 sayılı Kanun’un temsil, demokrasi ve kurumsal işleyiş ekseninde ele alınması; aynı anayasal zeminde kurulan diğer meslek örgütlerinin mevzuatlarıyla yapılacak karşılaştırmalarla birlikte, daha kapsamlı bir değerlendirme zemini sunacaktır.

Hukuki Çerçevenin Tartışılması ve Kurumsal Süreklilik

2013–2015 yılları arasında Türk Eczacıları Birliği bünyesinde kurulan ve benim de içinde yer aldığım TEB Kanunu’nda Değişiklik Komisyonu, 6643 sayılı Kanun üzerine kapsamlı bir değerlendirme yapmıştır. Bu çalışma, doğrudan bir mevzuat değişikliğiyle sonuçlanmamış olsa da, Birliğin kendi hukuki çerçevesini tartışabilecek kurumsal olgunluğa sahip olduğunu açık biçimde göstermiştir.

Reform iradesi ile reformun hayata geçirilmesi her zaman aynı dönemde gerçekleşmeyebilir. Ancak bu tür düzenlemeler, teknik hazırlıkların ötesinde; örgütsel uzlaşının, siyasal zeminin ve toplumsal bağlamın ortak ürünüdür. Bu çerçevede geçmişte yürütülen çalışmalar, kurumsal sürekliliği besleyen bir birikim olarak değerlendirilmelidir.

Görev Süreleri

Gerek 6643 sayılı Kanun’da gerekse benzer meslek örgütlerinin mevzuatlarında, oda ve birlik organlarının görev süresi iki yıl olarak belirlenmiştir. Ancak bu alandaki en belirgin ayrım, 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunu’nda yer almaktadır. Söz konusu kanunda, iki dönem üst üste seçilen yöneticilerin, aradan bir dönem geçmedikçe yeniden aday olamayacağı hükme bağlanmıştır.

Artan iş yükü ve seçim takvimleri göz önünde bulundurulduğunda, iki yıllık görev süresinin, örgütsel istikrarı ve sürekliliği sağlamada yetersiz kaldığı görülmektedir. Görev sürelerinin üç ya da dört yıla çıkarılması ve dönem sınırlamasının getirilmesi, kurumsal hafızayı güçlendirirken yönetimde yenilenmenin düzenli biçimde gerçekleşmesine de imkân tanıyacaktır.

Oda Yönetim Kurullarında Ölçek ve Yönetsel Kapasite

Odaların yönetim kurulları üye sayısı bakımından; Türk Diş Hekimleri Birliği Kanunu, 300’ün üzerindeki odalar için dokuz, Türk Tabipleri Birliği Kanunu 500’ün üzerindeki odalar için yedi, Türk Eczacıları Birliği Kanunu ise 250’nin üzerindeki odalar için yedi üyeli bir yapı öngörmektedir.

Günümüzde binin üzerinde üyesi bulunan 11 eczacı odası bulunmaktadır. Bu ölçekteki odaların, yetkili kurullarının yoğun emeğine rağmen yalnızca yedi kişilik bir yönetim kurulu ile yönetilmeye çalışılması; artan üye sayısı, genişleyen görev alanları ve yönetsel sorumluluklar dikkate alındığında, mevcut yapının yeniden değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır.

Bu nedenle, bin üyenin üzerindeki eczacı odaları için dokuz, beş bin üyenin üzerindeki odalar için ise on bir üyeden oluşan yönetim kurullarının öngörülmesi, çağdaş ve katılımcı yönetim anlayışıyla daha uyumlu bir yaklaşım olacaktır.

Büyük Kongre ve Delege Sistemi

6643 sayılı TEB Kanunu’nun Büyük Kongre delege yapılanmasını düzenleyen 51. maddesinde, üye sayısı 200’ün üzerinde olan odalara sabit sayıda delege öngören hüküm, 1991 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından adil temsil ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edilmiştir. Söz konusu iptal kararının ardından, 1995 yılında yapılan yasal düzenlemeyle delege sayısının üye sayısına bağlı olarak kademeli biçimde belirlendiği yeni bir temsil sistemi hayata geçirilmiş ve bu sistem günümüzde de uygulanmaya devam etmektedir.

Diğer meslek örgütlerinin kanunları ile TEB Kanunu, delege sistemi ve Büyük Kongre yapılanması bakımından incelendiğinde, genel çerçevenin büyük ölçüde benzerlik taşıdığı görülmektedir. Buna göre, örneğin 500–1000 arası üyeye sahip odalar için Türk Diş Hekimleri Birliği Kanunu’nda 10, Türk Tabipleri Birliği ve Türk Eczacıları Birliği kanunlarında ise 7 delege öngörülmektedir. Bu farklılığın temel nedeni, Türk Diş Hekimleri Birliği’ne kayıtlı üye sayısının daha az olmasıdır.

Buna karşılık, Türk Diş Hekimleri Birliği Genel Kurulu, seçilmiş delegelere ek olarak oda başkanlarının tabii delege olarak katılımıyla oluşurken; Türk Eczacıları Birliği Büyük Kongresi yalnızca seçimle belirlenen delegelerden meydana gelmektedir. Bu yönüyle TEB Kanunu, temsil yetkisini doğrudan seçim iradesine dayandırması bakımından daha demokratik bir yapı sunmaktadır.

Temsilde Denge: Sayı mı, Adalet mi?

Birlik seçimlerine ilişkin olarak, zaman zaman tüm üyelerin doğrudan oy kullanması ya da oda delege sayılarının oda toplam üye sayısına göre oransal olarak belirlenmesi yönünde öneriler gündeme gelmektedir. Böyle bir durum, üye sayısı yüksek olan odaların mutlak belirleyiciliğini beraberinde getirebilir; üye sayısı daha az olan odaların ve farklı bölgesel gerçekliklerin Birliğin yönetsel işleyişinde geri planda kalmasına yol açabilir. Ayrıca, demokrasi, yalnızca sayısal çoğunluğa indirgenemez. Farklı bölgelerin ve farklı ölçeklerdeki örgütlü yapıların yönetim mekanizmalarına adil biçimde katılımı da demokratik temsilin ayrılmaz parçasıdır. Nitekim benzer bir denge arayışı, milletvekilliği seçimlerinde de görülmektedir. Nüfusu fazla olan bir ilde yaklaşık 120 bin seçmene bir milletvekili düşerken, nüfusu daha az olan bir ilde bu oran 50 binlere kadar gerileyebilmektedir. Bu yaklaşım, temsilde adaletin salt sayısal eşitlikle değil, ülkenin bütününü gözeten bir anlayışla ele alındığını göstermektedir.

Bununla birlikte, 30 yıl önce öngörülen delege yapısının günümüz eczacı sayısı ve örgütsel ölçeğiyle tam uyumlu olduğunu söylemek de güçtür. Bu nedenle delege sistemi, bir kesimin lehine ya da aleyhine olacak biçimde değil, temsilde denge ilkesini koruyarak ve güncel örgütsel ihtiyaçlar da gözetilerek, ortak akıl ve geniş mutabakat zemininde yeniden değerlendirilebilir.

Kurumsallaşma ve İç Tüzük

6643 sayılı Kanun ve yönetmelik, TEB’de başta Divan olmak üzere Merkez Heyeti üyelerinin görev ve yetkilerini genel bir çerçevede tanımlamakta; ancak çalışma usulleri ve iç işleyişe ilişkin ayrıntılı düzenlemelere yer vermemektedir. Bu durum, zaman içerisinde Merkez Heyeti işleyişine ilişkin farklı yorumların ortaya çıkmasına ve aslında mevzuattaki boşluklardan kaynaklanan yönetsel tartışmaların meslek siyasetine alet edilmesine neden olmaktadır.

Merkez Heyeti üyelerinin çalışma yönteminin, Kanun ve yönetmeliğe aykırı olmamak kaydıyla hazırlanacak bir iç tüzük veya uygulama yönergesiyle düzenlenmesi; kurumsallaşma, süreklilik ve öngörülebilirlik açısından önemli bir katkı sağlayacaktır.

Türk Eczacıları Birliği’nde yöneticiler değişse dahi yönetsel işleyişin kesintiye uğramaması, karar alma ve uygulama mekanizmalarının standartlaştırılması, kurumsal hafızanın korunması ve örgütsel sürekliliğin sağlanması; ancak yazılı, açık, kurallı ve herkes için bağlayıcı düzenlemelerle mümkün olabilir.

Üyeden Merkeze Doğru Yönetim

Meslek örgütlerinde demokratik meşruiyet; yasal dayanaklar ve seçimlere ek olarak üyelerin karar süreçlerine etkisi, şeffaflık, aidiyet ve hesap verebilirlikle güçlenir. Üyelerin yönetime erişim kanallarının genişletildiği, karar süreçlerinin izlenebilir olduğu ve “üyeden merkeze” doğru işleyen katılımcı bir yapı esas alınmalıdır.

Ancak bu şekilde, hem demokratik meşruiyeti güçlü hem de kurumsal kapasitesi yüksek bir TEB yapısı sağlanabilir.

Sonuç: Geleceğe Yönelik Bir Değerlendirme

6643 sayılı Kanun, yetmiş yıl boyunca Türk Eczacıları Birliği’nin işleyişine yön veren sağlam ve kapsayıcı bir çerçeve sunmuştur. Ancak artan üye sayısı, mesleğin dönüşen yapısı ve örgütsel ölçeğin büyümesi, bu çerçevenin güncel koşullar ışığında yeniden değerlendirilmesini gündeme getirmektedir.

Bugüne kadar oluşan kurumsal birikimin; temsilde denge, demokratik meşruiyet, şeffaflık ve liyakat ilkeleri temelinde güçlendirilerek geleceğe taşınması temel hedef olmalıdır.

Türk Eczacıları Birliği, sahip olduğu örgütsel birikim ve yerleşik kurumsal kültürü ile bu değerlendirmeyi yapabilecek olgunluğa sahiptir. Geçmişten devralınan değerleri koruyan; değişen koşullara uyum sağlayabilen, katılımcı ve öngörülebilir bir örgütsel yapının ortak akıl temelinde inşa edilmesi, TEB’in temsil gücünü ve kurumsal etkinliğini ileri bir noktaya taşıyacaktır.

Bu sürecin sonunda ise kazanan; mesleğimiz ve meslektaşlarımız olacaktır.

Birliğimizin 70. yılı kutlu olsun.



Dosya

Özgür Köşe

Dünyada Eczacılık

Sektörel Bakış

Çepeçevre

Kültür Sanat