
Ecz. Müh. Alper Yusuf Kepek
İlaç Dışıyla Başlar, İlaçla Biter: Eczacılıkta İnternet Satışının Görünmeyen Riski
Son dönemde eczacılık sektöründe sıkça tartışılan bir konu var: eczanelerin internetten ilaç dışı ürün satışı yapması. İlk bakışta bu fikir; modernleşme, dijital dönüşüm ve ekonomik büyüme gibi olumlu kavramlarla pazarlanıyor. Ancak meseleye yalnızca ticari açıdan bakıldığında, sağlık sisteminin temel dinamikleri gözden kaçırılıyor.
Benim kanaatim nettir: Bu süreç, masum görünen bir dijitalleşme adımı değil; eczacılık mesleğinin yapısını ve halk sağlığını uzun vadede ciddi biçimde tehdit eden bir dönüşümün başlangıcıdır.
Bugün yürürlükte olan 6197 sayılı Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Kanun, eczanelerin internet üzerinden satış yapmasını ve eczane adına ticari web sitesi açmasını yasaklıyor. Bu yasak tesadüfen konulmuş bir engel değildir. Bu düzenlemenin arkasında güçlü bir kamusal refleks vardır.
Çünkü eczane bir ticaret noktası değil, bir sağlık kurumudur.
Eczane; yalnızca ürün satılan değil, hastanın danışmanlık aldığı, yönlendirildiği ve çoğu zaman yanlış sağlık kararlarının önüne geçildiği bir ilk temas noktasıdır.
Bugün dijital satış savunucuları işe “sadece ilaç dışı ürünler” diyerek başlıyor: vitaminler, takviyeler, dermokozmetik ürünler, medikal malzemeler…
Fakat burada asıl tehlike tam da bu başlangıç noktasındadır.
Çünkü piyasa mantığı hiçbir zaman açılan bir alanı olduğu yerde bırakmaz.
Bugün takviye ile açılan kapı, yarın OTC ilaçlara, ardından reçeteli ilaçlara kadar genişleyebilir. Bu kaçınılmazdır. Çünkü ticaret genişleme eğilimindedir; sınır kabul etmez.
Ve tam burada eczacılık sisteminin omurgası kırılmaya başlar.
Bugün Türkiye’de zincir eczacılık yasaktır. Bunun nedeni yalnızca meslek korumacılığı değil; sağlık hizmetinde eşitliğin korunmasıdır. Ancak internet satışına izin verildiği anda bu denge bozulur. Büyük sermayeli eczaneler; reklam bütçeleri, SEO yatırımları, lojistik ağları ve dijital görünürlükleriyle pazarı domine eder.
Küçük mahalle eczaneleri ise görünmez hâle gelir.
Bu, fiziksel zincirleşmenin dijital versiyonudur.
Yani yasanın ön kapıdan engellediği sistem, arka kapıdan geri gelir.
Bu tabloya çözüm olarak zaman zaman merkezi platform modelleri öneriliyor: meslek birlikleri, kamu ya da özel şirketler tarafından yönetilen sistemler…
Ancak bana göre bu modeller de çözüm değildir.
Meslek birlikleri modeli iç siyasi güç mücadelelerine dönüşebilir. Tam kamusal model bürokratik hantallık yaratır. Özel sektör modeli ise eczacıyı platform ekonomisinin bağımlı bir aktörü hâline getirir.
Sonuçta yapı değişir ama problem değişmez:
Sağlık, algoritmanın içine sıkışır.
Daha dikkat çekici olan ise sağlık sisteminin diğer alanlarında zaten benzer bir yoğunlaşmanın yaşanıyor olmasıdır.
Bugün Sağlık Bakanlığı ile Hastane Bilgi Yönetim Sistemleri (HBYS) alanında faaliyet gösteren büyük yazılım şirketleri arasındaki ilişkiler de dikkatle değerlendirilmelidir. Özellikle kamu hastanelerindeki dijital entegrasyon süreçleri ve yazılım ihalelerinde belirli şirketlerin ağırlığının artması; sağlık altyapısının giderek daha merkezi ve daha bağımlı bir yapıya evrildiği yönündeki tartışmaları güçlendirmektedir.
Burada mesele yalnızca teknik bir hizmet ilişkisi değildir.
Mesele; verinin kimde toplandığı, operasyonel gücün kimde yoğunlaştığı ve karar mekanizmalarının ne kadar bağımsız kalabildiğidir.
Sağlık Bakanlığı ve HBYS şirketleri arasındaki bu yakın çalışma ve yapısal bağlar, sağlık sisteminde dijital altyapının belirli merkezlerde toplanmasının ne kadar kritik sonuçlar doğurabileceğini göstermektedir.
Bugün hastane tarafında yaşanan bu yoğunlaşma modeli, yarın eczacılık tarafına taşındığında; yalnızca satış sistemleri değil, hasta davranışları, tüketim alışkanlıkları ve hatta sağlık kararları bile algoritmalar tarafından yönlendirilmeye başlanabilir.
İşte asıl tehlike burada başlıyor.
Çünkü sağlıkta dijital tekelleşme yalnızca ekonomik bir mesele değildir; kamu sağlığı meselesidir.
Bugün toplumda zaten ciddi bir takviye bağımlılığı oluşmuş durumda. İnsanlar çoğu zaman ihtiyaçları olmadan vitamin, mineral ve destek ürünleri tüketiyor. Dijital erişim kolaylaştıkça bu tüketim daha da agresif hâle gelecektir.
Ve burada çok tehlikeli bir psikolojik eşik oluşuyor:
“Eczaneden alıyorsam güvenlidir.”
Oysa güvenli olması, gerekli olduğu anlamına gelmez.
Bu algı; gereksiz kullanım, aşırı doz, ilaç etkileşimleri ve organ toksisiteleri gibi ciddi halk sağlığı sorunlarını büyütebilir.
Eczacı ile hasta arasındaki yüz yüze ilişki zayıfladıkça; sağlık kararları profesyonel danışmanlıktan uzaklaşıp reklama, algoritmaya ve tüketime teslim edilir.
Bu modernleşme değil; sağlık kültürünün ticarileşmesidir.
Benim görüşüm nettir:
Eczacılıkta internet satışına açılacak her alan, kısa vadede ekonomik fırsat gibi görünse de uzun vadede mesleki erozyon, dijital tekelleşme, rekabet adaletsizliği ve halk sağlığı bozulması üretir.
İlaç dışı ürünlerle başlayan bu süreç, günün sonunda ilacın kendisinin de dijital pazara taşınmasına yol açabilir.
Ve o gün geldiğinde eczane; bağımsız sağlık danışmanlığı veren bir yapı olmaktan çıkıp, algoritmaların yönettiği dijital dağıtım merkezlerine dönüşebilir.
Eczacılığı korumak yalnızca bir meslek meselesi değildir.
Bu, toplum sağlığını koruma meselesidir.
Çünkü bazı kapılar açıldığında, geri kapatmak mümkün olmaz.
İletişim
eczalperkepek@yandex.com
05548927925