Koruyucu Sağlıkta Yeni Yaklaşım: Longevity Bağlamında Erişkin Aşılaması ve Toplum Eczacıları
Longevity kavramı, tarih boyunca insanlığın temel ilgi alanlarından biri olmuştur. Antik çağlarda uzun yaşam, daha çok felsefi ve mistik yaklaşımlarla açıklanırken, modern dönemde bilimsel gelişmelerle birlikte biyolojik ve çevresel faktörler üzerinden bütüncül olarak ele alınmaya başlanmıştır. 19. yüzyılda sanitasyon, temiz suya erişim ve beslenme koşullarındaki iyileşmeler yaşam süresini belirgin biçimde artırmıştır. 20. yüzyılda ise antibiyotiklerin keşfi ve aşıların yaygınlaşması, bulaşıcı hastalıklara bağlı ölümleri dramatik biçimde azaltarak ortalama yaşam beklentisini yükseltmiştir1. Ancak bu gelişmeler, kronik hastalıkların daha ileri yaşlarda daha sık görülmesine yol açan yeni bir demografik yapı ortaya çıkarmıştır.
Küresel ölçekte yaşam beklentisindeki artış (lifespan), sağlıklı geçirilen yaşam yıllarında (healthspan) aynı ölçüde bir artışla desteklenmemiştir. Bu durum, modern sağlık sistemlerinin karşı karşıya olduğu en kritik sorunlardan biri olan yaşam süresi ile sağlıklı yaşam süresi arasındaki açığı giderek büyütmektedir2. Bu açığın kapatılması, yalnızca tedavi edici yaklaşımlarla değil, yaşam boyu sürdürülen etkili önleyici sağlık stratejileri ile mümkündür. Bu bağlamda bağışıklama, geleneksel olarak bulaşıcı hastalıkların önlenmesinde kullanılan bir araç olmanın ötesine geçerek, sağlıklı yaşlanmayı destekleyen yaşam boyu bir müdahale olarak yeniden değerlendirilmektedir.
Güncel halk sağlığı yaklaşımları, yaşam süresinin uzatılmasının tek başına yeterli olmadığını, bu sürenin sağlıklı geçirilmesinin de en az o kadar önemli olduğunu vurgulamaktadır3. Bağışıklama programları, önlenebilir ölümlerin azaltılmasında en etkili halk sağlığı müdahalelerinden biri olarak kabul edilmektedir4
Aşılar yalnızca enfeksiyonları önlemekle kalmayıp, inflamatuvar süreçleri etkileyerek kronik hastalıkların gelişimini dolaylı olarak da etkileyebilir. Güncel literatür bilgisi, yaşlanan toplumlarda aşılamanın yalnızca enfeksiyon hastalıklarını önlemekle kalmayarak sağlık sistemleri üzerindeki yükü azalttığını ve sistemlerin sürdürülebilirliği desteklediğini göstermektedir. Özellikle erişkin bağışıklamasının yaygınlaştırılması, kronik hastalıklarla ilişkili komplikasyonların azaltılmasında önemli bir rol oynamaktadır5. Bu nedenlerle bağışıklama, giderek yaşam boyu sürdürülen bir sağlık müdahalesi olarak ele alınmaktadır.
Ayrıca yaşlanma ile birlikte bağışıklık sisteminde meydana gelen değişiklikler (immünosenesens), enfeksiyonlara yatkınlığı artırırken aşı yanıtlarını da etkileyebilmektedir. İmmünosenesens ile bağışıklama arasındaki etkileşim, yaşlanan toplumlarda önemli bir araştırma alanı oluşturmaktadır. Her ne kadar bağışıklık yanıtları yaşla birlikte azalsa da, uygun aşılama stratejileri ile önemli düzeyde koruma sağlanabilmektedir 5,6.
Türkiye’de yaşlı nüfus oranı giderek artmaktadır ve yaşlanan nüfus sağlık sistemi üzerinde artan bir yük oluşturmaktadır. Bu demografik dönüşüm kronik hastalık prevalansında artış, polifarmasi yaygınlığı, sağlık hizmetlerine olan talepte artış gibi sonuçlar doğurmaktadır. Bu durum, koruyucu sağlık hizmetlerinin önemini daha da artırmaktadır.
Sağlık sistemlerinin sürdürülebilirliği, yalnızca hastalıkların tedavisine değil, sağlıklı yaşlanmanın desteklenmesine bağlıdır. Bu sebeple bağışıklama, düşük maliyetli ve yüksek etkili bir müdahale olarak, yaşam süresi ile sağlıklı yaşam süresi arasındaki açığın kapatılmasında kritik bir araçtır.
T.C. Sağlık Bakanlığı’nın 2021-2026 Sağlıklı Yaşlanma Eylem Planı hedefleri ve EKMUD Erişkin Bağışıklama Rehberi önerileriyle uyumlu olarak; bağışıklama artık yalnızca bir enfeksiyon profilaksisi değil, sağlıklı yaşlanma sürecinin ve yaşam boyu sağlığı korumanın temel taşı olarak kabul edilmelidir 7,8.
Erişkin bağışıklaması; influenza, Tdap, zona ve pnömokok aşılamasının Alzheimer ve demans riskini %25 ile %42 gibi çarpıcı oranlarda azalttığını kanıtlayan literatür verileri ışığında, artık sadece bir enfeksiyon kontrolü değil, , nörodejenerasyonu azaltan ve longevity süresini belirleyen maliyet-etkin en güçlü klinik müdahale olarak değerlendirilmektedir 9,10,11.
Sonuç olarak, yaşam süresi ile sağlıklı yaşam süresi arasındaki farkın azaltılması, 21. yüzyıl halk sağlığının temel hedeflerinden biridir. Aşılama uygulamalarında özellikle COVID-19 pandemisi sonrasında aşılara yönelik gelişen olumsuz tutumların etkisiyle aşı karşıtlığı ve aşı tereddüdü sorununun belirgin biçimde arttığı görülmektedir12. Sağlık hizmet sunumunun ön saflarında yer alan toplum eczacıları, hedeflenen aşılama oranlarına ulaşmak için sağlık sistemleri içinde kilit bir role sahiptirler13. Türkiye’de toplum eczacılarının bağışıklama süreçlerine entegrasyonu, sağlık sisteminin sürdürülebilirliği ve toplum sağlığının geliştirilmesi açısından da önemli bir fırsat sunmaktadır.
Bağışıklama; yalnızca bulaşıcı hastalıkların önlenmesine yönelik bir araç olarak değil, sağlıklı yaşlanmayı destekleyen temel bir halk sağlığı müdahalesi olarak yeniden konumlandırılmalı ve özellikle Türkiye gibi yaşlanan toplumlarda toplum eczacılarının bu süreçteki stratejik rolleri de güçlendirilmelidir.
Türkiye’de birinci basamak sağlık hizmetlerinin etkinliğinin artırılabilmesi için toplum temelli, hizmet sunucuları arasında iş birliğine olanak sağlayan bir sağlık politikası yaklaşımının benimsenmesi gerekmektedir.
Faydalanılan Kaynaklar