Ecz. Sanem Mumcu

Yılbaşı Sonrası Bağırsak Florası

Yılbaşı sofraları çoğumuzun evinde bu senede ailece yenilen uzun yemeklerle ve hatta tatlılarla renkli geçti. Belki bazılarımız küçük tatiller planlayarak farklı şehir ya da ülke yemeklerini deneyimleyerek yılbaşını değerlendirdi. Aslında çoğumuzun birleştiği ortak payda aynıydı; porsiyon ve çeşitlilik açısından doyurucu yemekler.. Öğün başına normalden fazla ya da sindirilmesi zor besin tüketimi; şişkinlik, mide yanması, hazımsızlık ve reflü gibi şikayetleri beraberinde getirdi dediğinizi duyar gibiyiz.

Peki sindirim sistemimiz yeni yıla nasıl girdi? Bunca çeşitlilik ve belki de çokça yemek tüketimi sonrası bağırsak floramız ne durumda? Aslında sadece yeni yıl yemekleri sonrasıyla sınırlandırmadan da aynı soruyu kendimize sormak önemli, bağırsak sağlığımıza yeterince önem veriyor muyuz?

Bağırsak sağlığı yukarıda bahsettiğimiz anlık şikayetlerin ötesinde diyabet, hipertansiyon, kolesterol gibi kronik rahatsızlığı olanlarda çok daha büyük önem arz ediyor. Kilo kontrol, allerji, cilt hastalıkları, mental sağlık gibi birçok rahatsızlığı daha bu listeye eklemek mümkün.

Vücut için savunma ve bağışıklık sistemi üzerinde önemli bir etkiye sahip olan bağırsak floramız önemli bir koruyucu rol üstlendiğinden bu sistemin bozulması durumunda bağırsak bariyeri işlevini kaybeder ve istenmeyen yabancı maddeler vücuda girer. Genel sağlık ve iyilik halimiz için de kararında ve dengeli beslenme yapılması gerekenlerin başında gelir.

Vücuttaki iyi bakterileri korumayı ve iyileştirmeyi amaçlayan canlı mikroorganizmalar içeren gıdalar ve takviyelerin en başında sayılabilecek olan probiyotiklerin kullanımı da bağırsak florasını dengeleyerek patojen bakterilerin çoğalmasını engeller. Sağlıklı bireylerin bağırsaklarında mikroorganizmaları kontrol altında tutan, sindirim ve besin öğesi emilimine yardımcı olan, immün fonksiyonların düzenlenmesine katkıda bulunan yaklaşık 500 tür mikroorganizma bulunmaktadır. Probiyotik olarak değerlendirilen mikroorganizmaların başında Laktobasillus ve bifidobakterium türleri gelir. Son dönemde prebiyotik terimi de günlük hayatta sıkça karşımıza çıkmaktadır. Vücudumuza yararlı bir veya daha fazla türden mikroorganizmanın çoğalma ve/veya aktivitesini seçici olarak arttıran sindirilmeyen besin bileşenlerine genel olarak prebiyotik adı verilmektedir. Prebiyotiklerin en belirgin yararlı etkileri kolonik mikroflorada yer alan laktobasiller ve bifidobakterilerin çoğalmasını seçici olarak uyarmaktadır. Prebiyotikler sayesinde probiyotiklerin çalışma verimliliği artar yani birbirlerini tamamlayıcı özellikte oldukları da söylenebilir. Vücut prebiyotikten yoksun kaldığında faydalı bakteriler de azalabilir. Probiyotiklerden daha fazla faydalanabilmek için yeterli miktarda prebiyotik tüketmek gerekir. 

Sinbiyotikler ise, prebiyotikler ve probiyotiklerin birleşimidir. Uluslararası Probiyotik ve Prebiyotik Bilimsel Derneği (ISAPP) sinbiyotik kavramını; “Konak mikroorganizmalar tarafından seçici olarak kullanılan ve konakçıya sağlık yararı sağlayan canlı mikroorganizmalar ve substratlardan oluşan bir karışım” olarak tanımlamaktadır.

Özetle, farklı probiyotik türleri farklı faydalar sunar. Seçim yaparken, birbiriyle uyum içinde olan ve bütünsel mikrobiyotaya destek olan ürünler tercih edilmelidir. Çeşitli suşları bir arada içeren ve suş bilgileri üründe açıkça belirtilen takviyeleri tercih etmek, tüm destek ürünlerde olduğu gibi bu ürünlerde de oldukça önemlidir. Üründen istenilen faydayı görebilmek için saklama koşullarının uygun olmasına da mutlaka dikkat etmemiz gerekir. Eczanelerden en doğru bilgi ve danışmanlığa ulaşmanın mümkün olduğunu hatırlatarak 2026 yılının sağlıkla gelmesini dilerim.

Sevgi ve saygılarımla.



Dosya

Özgür Köşe

Dünyada Eczacılık

Sektörel Bakış

Çepeçevre

Kültür Sanat